• Alparslan Türkeş Hatırasına

    Alparslan Türkeş Hatırasına "Türklerde Devlet...

  • (VEFAT) Prof. Dr. Necmeddin Sefercioğlu

    (VEFAT) Prof. Dr. Necmeddin Sefercioğlu

  • Vefatının 22.Yılında  Alparslan TÜRKEŞ Hatırasına Panel

    Vefatının 22.Yılında Alparslan TÜRKEŞ...

  • Vefatının 22. Yılında Galip Erdem, Türk Ocakları Ankara Şubesi'nde Anıldı.

    Vefatının 22. Yılında Galip Erdem, Türk...

  • Nevruz

    Nevruz


“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır”

 
Ana sayfa

Haberler

Alparslan Türkeş Hatırasına "Türklerde Devlet Yönetimi ve Milli Egemenlik" Paneli

Türk Dil Kurumu Konferans Salonu’nda 7 Nisan Pazar günü düzenlenen panele, aralarında merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’in oğlu Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş’in de olduğu son derece seçkin bir davetli topluluğu katıldı.

Ebediyete intikal etmiş devlet büyükleri ve şehitler için bir dakikalık saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından Türk Ocağı Ankara Şubesi Başkanı Türkân Hacaloğlu, açılış konuşması yaptı.

Bu paneli, 22 yıl önce ebedi âleme göç eden Türk milliyetçilerinin efsane lideri Alparslan Türkeş’in anısına düzenlediklerini belirten Hacaloğlu, “Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını Türk milliyetçilerinin yüce Başbuğu Alparslan Türkeş beyi, vatanımızın bölünmez bütünlüğü uğruna canını feda eden kahraman şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Ruhları şâd mekânları cennet olsun. “ diye konuştu.

Konuşmasında, bu programın düzenlenmesinde kendilerine imkân sağlayan Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Sayın Gürer Gülsevin’e ve emeği geçenlere şahsı ve Türk Ocakları Ankara Şubesi adına şükranlarını da sunan Hacaloğlu, birbirinden değerli olarak nitelediği panelistler Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun, Prof. Dr. Reşat Genç ve Prof. Dr. Haydar Çakmak’a da katılımlarından dolayı teşekkür etti.

TÜRKAN HACALOĞLU: Bilge Kağan, Fatih Ve Atatürk’ü Türkeş’in Şahsında Görmekteyiz

Türkân Hacaloğlu, Alparslan Türkeş’i anlatırken zamana iz bırakmış olan şahsiyetleri anlatmanın kolay olmadığını vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Zamana mühür vurmuş, fikir ve hareketleri ile yaşayan şahısları anlatmak ise daha da zordur. Türk dünyasının Türklüğün Başbuğu Alparslan Türkeş bunlardan biridir. Devletin ve milletin bekası için gerekirse “kan da veririz can da” diyen Alparslan Türkeş’i bir kere daha sevgi, saygı ve rahmetle anıyoruz. Alparslan Türkeş asker, devlet adamı, teşkilatçı, politikacı, hâsılı çok yönlü bir şahsiyetti. Bilge Kağan, Fatih ve Atatürk’te gördüğümüz eğiticilik niteliğini de Alparslan Türkeş’in şahsında görmekteyiz. Türkiye’nin kalkınması ve Türk milletinin dünya milletleri ailesindeki üstün yerini alması için, Dokuz Işık adı altında topladığı bir doktrini ortaya koyan, ilkeler belirleyen bir hareket adamıdır. Bütün bu niteliklere haiz olduğu için Türkeş, bir liderdir. Sadece Türkiye’ye değil bütün Türk dünyasına yol gösterdiği için liderdir. Türk milliyetçiliğini bir aydın hareketi olmaktan çıkarıp bir siyasî dava haline getirdiği için liderdir. Siyasi hayatta yeri bulunmayan Türk milliyetçiliğini Milliyetçi Hareket hâline dönüştürüp siyasetin en önemli unsuru seviyesine getirdiği için liderdir. Savunduğun fikirlere, ideallere sonuna kadar sahip çıkıp asla çiğnetmediği için liderdir.  Her türlü imkânsızlığı aşarak, bıkmadan, usanmadan ve en önemlisi yılmadan ders verir gibi, Milliyetçi Hareket fikrini büyük sabırla nakış gibi ülke sathında işlediği için liderdir. O bütün bu çalışmalarından dolayı da Başbuğ unvanını hak etmiştir. Türkeş’in bütün davası Türklüktü. Büyük ve müreffeh Türkiye’yi inşa etmekti. Yalnız Türkiye’nin değil, bütün Türk dünyasının cihanda lâyık olduğu yerini kazanması gerektiğine inanıyor ve bunun için çalışıyordu. Türkeş, Türkiye’yi “bölünme kabul etmez kutsal bir bütünlük” olarak görüyor, bu konuda aykırı düşünceleri olanlara da asla tahammül göstermiyordu.  Türk milletinin; din, mezhep, siyasi düşünce, coğrafî bölge ve etnisite temelinde bölünmesini şiddetle reddediyor, mensubiyet şuurunu taşıyan, yani “samimi olarak ben Türk’üm diyen” herkesi Büyük Türk milletinin bir ferdi olarak görüyordu.”

Türkeş, Atatürk’ten Sonra Küllenen Milliyetçiliği Yeniden Alevlendirdi

Türk Ocağı Ankara Şubesi Başkanı Türkân Hacaloğlu, “80 yıllık ömrünü Türkiye ve Türk milliyetçiliği için harcayan, bu uğurda çeşitli işkenceler, tabutluklar, sürgünler, sevinçler, üzüntüler yaşayan Türk milliyetçiliğinin ve Ülkücü Hareketin efsane lideri Türkeş, zekâsı, otoritesi, karizması, ülkü ve dava adamı yönüyle Cumhuriyet’imizin yetiştirdiği nadir devlet adamlarından biriydi.” dedi.

Alparslan Türkeş’in cesur bir asker ve etkili bir siyasetçi olarak fikir ve siyaset dünyamızda öne çıkmış bir lider olduğunu da vurgulayan Hacaloğlu, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“Türk milliyetçiliği fikrine canlı ve dinamik bir hareket kazandırmış; Atatürk'ten sonra küllenen Türk milliyetçiliğini yeniden alevlendirmiş ve milliyetçilik meşalesini gelecek nesillere emanet etmiştir. Alparslan Türkeş sadece Türkiye'de değil, Türklerin yaşadığı bütün coğrafyada etkisini göstermiş, son yüzyılın karizmatik liderlerinden biri olarak tarihte iz bırakanlar arasında yerini almış milletinin ve bütün Türk dünyasının tarihine adı yazılarak dünya Türklüğünün umudu ve gurur abidesi olmuştur. 80 yıllık ömrü Turan bayrağını yükseltmek, Türk adını dağlara taşlara yazdırmak kavgasıyla geçmiştir. Bu emeline erişmek içinde yetiştirdiği fidanlar gelişti, Türkiye’yi kapsayacak şekilde dal budak sardı, o fidanlar ki üzerinde yaşadığımız vatan toprağında kurulan devletimizin temel taşları oldu. Atatürk’ün emanet ettiği cumhuriyetimizin değerlerini her türlü zor şartlarla günümüze kadar taşınmasında en büyük hizmeti verenlerden birisi olan Alparslan Türkeş kendisinden sonra bayrağı taşıyacak gençlere bakınız ne diyor: ‘Türk Devletinin yenilmez zinde hayat gücü ve Türk milletinin teminatı ve istikbali gençliktir. Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcılarıdır.” Türk milliyetçilerinin, Türk dünyasının efsane lideri, Alparslan Türkeş hayatı boyunca örnek bir mücadele sergilemiştir.  Gerçekten Türk milliyetçiliği davasının gönül erliğini yapmış ikinci bir Alparslan Türkeş’i bugün yaşayan nesiller acaba görecek midir? Asıl üzerinde düşünülmesi gereken nokta budur. ‘Cesaret, yüreklilik, atılganlık olmayan hiç bir dava başarıya ulaşamaz.’ diyen bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz Alparslan Türkeş, savunduğu fikirleri, idealleri asla çiğnetmedi, 50 yıl önce bu ülkeye öyle bir temel attı ki o temelin taşları bugün sağın da solun ümidi oldu. Türk milliyetçiliği fikrini öyle bayraklaştırdı ki o bayrak asla yere inmeyecek. Rahat uyu Türk’ün yüce Başbuğ’u, ruhun şâd olsun. Aramızdan ayrılışının 22. yılında seni bir kere daha minnet ve şükranla anıyoruz. Ne mutlu Türk’üm diyene!”

TUĞRUL TÜRKEŞ: Allah Bana Böyle Bir İnsanın Evladı Olmayı Nasip Etti

Türkân Hacaloğlu’nun ardından kürsüye davet edilen Tuğrul Türkeş de, son derece duygulu ve önemli bir konuşma yaptı.

Konuşmasına, Türk Ocağı Ankara Şubesi’nin her yıl olduğu gibi vefatının 22. yılında da Başbuğ için anma etkinliği düzenlediğini hatırlatarak başlayan Tuğrul Türkeş, şöyle devam etti:

“Burada sizlerle beraber olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Yaşarken insanlara ilgi gösterilir, saygı gösterilir. Ama vefatının ardından ve de 20 yıl, 22 yıl geçtikten sonra hâlâ güzel anılıyor olmak, birden çok platformlarda değişik yerlerde zorunlu olmaksızın anılıyor olmak fevkalade önemli. Bu her kula nasip olacak bir şey değildir. O bakımdan böyle bir insanın evladı olmaktan dolayı son derece mutlu ve gururluyum. Allah bana böyle bir şey nasip etti ve bundan da büyük bir mutluluk duyuyorum. Hâlâ onu anmak ve onunla ilgili hatıraları paylaşmak, onun görüşlerini anlatmak için sizlerin bir araya gelmiş olması bizi son derece mutlu ediyor ve bundan çok derinden etkileniyoruz.

O bakımdan bugün burada bu toplantının yapılması önemli. İlk yıl, ikinci yıl değil ama 22. yılında hâlâ yapılıyor olması çok önemli.  Ama bu vesileyle de bir şeyi söylemem lazım. Kaygımı, endişemi yıllardır düşündüğüm bir şeydi. Bunu da burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Bizim Türkiye'de çok yaygın olarak bir insan yaşarken çok da kıymeti bilinmiyor. Ancak yitirdikten sonra 'Yahu ne iyi adamdı.' deniliyor. Sağlığında ona karşı olanlar bile vefatından sonra bu sadece Alparslan Türkeş için değil birçok insan için bu oluyor. İyi şekilde anılıyor. Demek ki yaşayan ve hizmet etmeye çalışan insanları daha iyi tanımamız belki de biraz daha toleranslı onlara bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Yani bir yabancı gayrimüslim dinimize hürmet ettiğinde hoşumuza gidiyor da bir Müslüman orucunu tutmazsa, cumayı kaçırınca en ağır şekilde yine aynı insanlar tarafından eleştiriliyor.

Bunu yapmamamız gerektiğini düşünüyorum. Türkeş'in sağlığında ilgi tabii ki vardı ve gerektiği kadar ilgi gösteriliyordu ama vefatından sonraki süre içinde rahmetliyle ilgili yapılanlara ve söylenenlere baktığımızda keşke sağlığında da bunları görebilseydi ve yaşayabilseydi diye düşünüyor insan. İnsanlar Allah'ın nasip ettiği bir ömrü yaşıyor ve tamamlıyorlar. Türkeş de 80 yıl gibi ömrü tamamladı ve Hakk'ın rahmetine kavuştu. Ömrünü hepinizin bildiği gibi Türk milliyetçiliği ve Türkiye'nin bekası, bugünkü günlük siyasette kullanılan manada değil gerçek manadaki Türkiye'nin bekası ve Türklüğün yücelmesi için bir ömrü vakfetti. Onu anmak çok güzel ve hoş hele de ailesi olarak bizleri çok mutlu ediyor ama ondan sonra ne yapılacağı konusunda biraz da geç kaldık. 22 sene geçti ve konuşulmayla da başlanması lazım. Sadece vefatının ardından insanları anmak değil onların öngördüğü ve onların işaret ettiği doğrultuda yeni dönemde nelerin yapılması gerektiğinin konuşulması lazım.

21. yüzyıl yeni bir yüzyıl. Dünyanın bu yüzyıldaki egemenleri dünyayı yeniden şekillendirmeye çalışıyorlar. Dünyada kötü örnekleri de var. Küreselleşme denilen olgunun ardından milliyetçilik tekrar yükselen bir değer olmaya başladı. Bu noktada en başta kendim olmak üzere hepimizi biraz eksik, biraz aksak, biraz topal bulduğumuzu söylemem lazım. Yani Alparslan Türkeş'i analım. Allah razı olsun hepinizden. Ama Türkeş öldü diye Türk milliyetçiliği bitmedi. Bu nasıl devam edecek? Bu bayrak yeni nesillerde nasıl daha yukarılara kalkacak? Hele de dünyada böyle bir akım ve böyle bir potansiyel varken. Avrupa'daki çirkin ırkçılıktan bahsetmiyorum. Hepiniz benden daha iyi biliyorsunuz ki Türk milliyetçiliği sevgiye dayanır. Düşmanlığa, diğerini hedef almaya dayalı bir düşünce tarzı değildir. Bu konuda biraz yavaş gidiyoruz diye düşünüyorum. Bu hatırlatmayı da yaparak tekrar rahmetli babamı Başbuğ'umuzu anmak için bugün burada zaman ayırdığınız için, teşrif ettiğiniz için ve bu toplantıyı düzenlediğiniz için hepinize çok teşekkür ediyorum.“

A. BİCAN ERCİLASUN: Türkeş Bey Büyük Kafalı, Büyük Elli Ve Büyük Bir Liderdi

Tuğrul Türkeş’in konuşmasından sonra Panel Başkanı Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun, sunumları için panelistleri masaya davet etti.

Paneli başlatmadan önce kısa bir konuşma yaparak Alparslan Türkeş’le ilgili duygu ve düşüncelerini dile getiren Ercilasun, şunları kaydetti:

“Değerli dinleyiciler, rahmetli Türkeş'in aziz evladı Tuğrul Türkeş Bey, Türk milliyetçilerinin burada gördüğüm en kıdemlisi ve tâ Türk Milliyetçiler Derneğinden gelen büyük saygıdeğer abim  İdris Yamantürk,  sonra benim neslim ve benden sonra bu hareketin içine 17-18 yaşında giren ve heyecanı yaşayan aziz arkadaşlarım ve arkadan gelenler hepiniz hoş geldiniz. Türklerde Alparslan Türkeş Bey deyince önemli konulardan biri de Türklerde devlet anlayışıdır. Dolayısıyla Türk ocağının Ankara Şubesinin Sayın Başkanı, konunun ‘Türklerde Devlet Yönetimi’ olarak seçilmiş bulunması fevkalade yerindedir. Bu konuda gerçekten konuyu çok iyi bilen arkadaşlarımız konuşacaklar. Sonunda ben de bir değerlendirme yapacağım ve elbette Türkeş Bey hakkında da bir kaç söyleyeceğim. Şimdi konunun biraz tarihî derinliğini tarihçi hocamız doğrudan doğruya Türklerde devlet yönetimi olan tarihçi hocamız Prof. Dr. Reşat Genç bize anlatacak.

Öncelikle bu paneli Alparslan Türkeş'in vefatının 22. yıl dönümü sebebiyle düzenledik. Alparslan Türkeş biraz önce de ifade edildiği gibi Türk milliyetçiliğini devlet yönetimine getiren ve geniş halk kitlesine yayan Atatürk'ten sonra ikinci isimdir.  Atatürk bu devleti, Cumhuriyet’i, Türk milliyetçilik sistemi üzerine kurmuştur. Temel felsefesi budur. Atatürk'ten sonra ne olduysa oldu, devletimiz bundan epeyi uzaklaştı. Birçok aydınımız da uzaklaştı. İşte bu uzaklaşma içinde 1960'da elbette büyük bir geçmişi de var, ihtilalin kudretli albayı olarak ortaya çıkan Alparslan Türkeş'in çok önemli bir rolü oldu. Tekrar Türk milliyetçiliğinin halk tabakalarına geniş şekilde yayılması konusunda çok önemli bir rol oynadı. Geniş halk takalarına yayılmasının sonucu da bugün yönetime talip olan herkes kendisini milliyetçi olarak ifade etmek zorunda kaldı ve kalıyor. Hadise budur. Türkeş Bey’in devlet politikası, çünkü o bir devlet adamıydı daha 27 Mayıs günlerinde kendini gösteriyor.

Biliyorsunuz arkadaşları ile anlaşamamasının sebebi halkın en az yarısının veya yarısına yakınının partisini kapattık. Şimdi o halkı temsil edecek bir parti olmadan bir seçime gidersek bu demektir ki diğer bir partiye yani CHP'ye teslim etmektir. Anlaşmazlık konusu buydu. Cemal Madanoğlu ve ekibiyle Alparslan Türkeş ve arkadaşlarının anlaşmazlık konusu buydu. Bir devlet adamı olarak buna razı olması düşünülemezdi. Razı olmadılar ve sonunda bilinen akıbet oldu.  13 Kasım’da 14'ler olayı yaşandı. Bir avuç Türk milliyetçisi aydın var. Alparslan Türkeş Hindistan'a sürgün edilir. Elbette halkımızda her zaman millî duygu var. Ama millî duygunun olması milliyetçilik için yeterli değil. Bir avuç milliyetçi aydın var. Hindistan'da sürgünde olan Alparslan Türkeş, ‘Gelecekte bu millet için, bu ülke için ne yapabilirim?’ diye düşünüyor.

Millî Birlik Komitesi'ne diyor ki doğrudan doğruya diplomatik kanallarla Cemal Gürsel'e bir mektup gönderiyor. 'Eğer bu idamları uygularsanız bu biçim Türk milleti üzerinde, geleceğimiz üzerinde son derece olumsuz tesirleri olur. İkinci olarak karar verecek olan Milli Birlik Komitesi'dir. Bu da 38 kişiden oluşur, 14 kişiyi dışarıya çıkardınız bunu hukuken de hakkınız yoktur. Onun için Millî Birlik Komitesi yoktur.’ diyerek diplomatik kanallardan bilinin o meşhur mektubunu gönderiyor. Ama Türkeş bu. Diplomatik kanallardan gönderdiği mektubu bir de az da olsa milliyetçi aydınlara bir yerlerden gönderecek. Nasıl gönderiyor biliyor musunuz? Hindistan'da bir Türkistanlı aydın buluyor. Mektup Hindistan'daki Türkistanlıya veriliyor. Hindistan'daki Türkistanlı Avrupa'daki Türkistanlıya gönderiyor, Avrupa'daki Türkistanlı da mektubu İstanbul'daki bir Türkistanlıya gönderiyor.

Hızır Bey Gayretullah'a gönderiyor.  Gayretullah da Millî Yol dergisinin o bir avuç aydının çıkarmakta olduğu haftalık milliyetçi dergiyi çıkaran ekibin içinde bulunuyor. Millî Yol dergisi mektubu yayımlıyor. Tabi kıyamet de kopuyor. Yani bir devlet adamının davranış tarzını anlatmak için bunu söylüyorum. Türkeş Bey’in en önemli rolü, Türk milliyetçiliğini Atatürk'ten sonra küllenmeye başlayan aydınlardan âdeta çekilen. Bu çok önemli bir ülkenin aydınlarından milliyetçilik fikri çekilmişse o ülke felakete doğru gider ve gidiyordu zaten. Bunu ortadan kaldırması. Yani aydınların üniversite öğrencilerinin tamamen Marksist yola giden neredeyse yarısını oradan kurtarmış ve bildiğiniz Milliyetçi Hareket Partisi ortaya çıkmıştır. Biz o zaman çok gençtik tabi. Türkeş Bey'in daha CKMP'ye girdiği yıllarda gençler olarak, genç bir arkadaşımız vardı. Şair Ali Akbas. O zaman ‘Korkut Abbas’ imzası ile çok güzel bir şiir yazmıştı. ‘Büyük kafalı, büyük elli, Tanrı’nın gönderdiği belli, ırkımda kurtuluş sancısı var.' Daha arkası da var ama aklımda sadece bu mısra kalmış.  Evet, Türkeş Bey büyük kafalıydı, büyük elliydi ve büyük bir liderdi. Bizim Başbuğ'umuzdu. Ben de kendilerine Allah'tan rahmet diliyorum. Bu kurumlarda da emeği var. Devlet Planlama Teşkilatında da emeği var, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsünde de emeği var, daha pek çok kurum ve kuruluşta emeği var. Kendisini rahmetle anıyorum. Türk Ocağının Ankara Şubesine teşekkür ediyorum."

REŞAT GENÇ: Türk Dil Kurumu Ve Türk Tarih Kurumu Türkeş’in Sayesinde Kurtuldu

Panelde ünlü tarihçi Prof. Dr. Reşat Genç de, sunumuna başlamadan önce merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’le ilgili birkaç anısını paylaştı.

“Başbuğ'umuzu ben de rahmetle, minnetle ve dualarla anıyorum. Rabbim onu sonsuz defa rahmet eylesin ve nurlar içinde yatırsın.” diye Genç, şöyle devam etti:

“Biz Ahmet Bican Ercilasun Hoca ile aşağı yukarı aynı yılların asistanları olarak üniversitelerde olduk. Bican Hoca o yıllarda Erzurum'da idi. Ankara grubu olarak bizler rahmetli Türkeş ile asistanlığımın ilk yılı olan 1967 yılında tanışmış idim. O yıllarda Sayın Tuğrul Türkeş'in ifade ettiği hususlardan birini başlatıyoruz ama insanlara bir takım mesajları iletmek ve bir takım bilgileri kazandırmak gerekiyor. Burada şunu önemle vurgulamak istiyorum. Kışlalarımızın bazılarının girişinde güzel bir söz gözüme çarpar hep. ‘Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır.’ diye.  Onun altında yazılmamış güzel bir söz vardır benim gönlümde. ‘Görevini en iyi yapabilen de görevinin gerektirdiği bilgi ve becerilerle en iyi donanmış olandır.’ ‘Biraz aksağız, biraz eksiğiz.’ dedi Tuğrul Bey. Ona candan ve yürekten katılarak bunu hatırlatıyorum. Merhum Alparslan Türkeş, daha o hareketin başlangıcında insanları bu konuda bilgilendirmek için neler yapmak lazım gelir bir eğitici sıfatı ile de bir takım şeyler başlatmıştı. Bizim bir KÜBİTEM'imizin oldu. Yani,  ‘Kültür Bilim Teknik Merkezi’ diye. Orada buluşurduk.

Neticede ilk defa haftalık Devlet gazetesini orada yayımlamaya başladık. Rahmetle anıyorum Halil Özyıldız'ı, İbrahim Metin’e Allah uzun ömürler versin. Her cuma gecesi baskıya girerdi Devlet gazetesi. Giderdik onu alır kırardık yani katlardık. Üzerlerine adresleri yapıştırırdık ve o da nur içinde yatsın merhum Kamil Koç talimat vermişti Koç Şirketi'nin otobüslerine. Biz paketler hâlinde Devlet gazetesini götürüp otobüs terminaline bırakırdık. Oradan her tarafa giderdi Devlet. Bu işin gazeteye yansıyan ve yansımayan boyutu da KÜBİTEM'deki toplantılarda dile getirilirdi. İskender Öksüz kardeşimi de burada saygı ile anmam gerekir.

Onun evinde, İbrahim Metin Bey'in evinde, ben gecekonduda oturduğum için benim Mamak'taki eve gitmek pek mümkün olmazdı. Toplanırdık arada bir. Merhum Türkeş, bulunduğumuz muhitlerde özellikle gençlere neler öğretmemiz gerektiğini ve ne gibi mesajlar vermemiz gerektiğini bize söylerdi. Ben askere gittikten sonra siyasi hareketler de bir hayli hızlandı ve partiye de teveccühler olmaya başladı. Bir kısmı bizlerin yetiştirdiği gençlerden olmak üzere ama biz o kapıda kendimize yer bulamaz olduk. Üniversitedeki ilim köşemize çekildik. O sırada rahmetli ile ilgili Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, bu kurum da o kuruma bağlı idi. Bu kurumun bünyesinde Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Araştırma Yüksek Kurumu bulunuyordu. Anayasa'mızın 134. maddesi bu kurumların kuruluşuna vücut vermiştir. Ama ne olmuş ne bitmiş bazı parti genel başkanlarını ikna etmişler ve daha sonra partiler arası komisyon 134. maddenin de Anayasa'dan çıkarılması konusunda bir prensip anlaşmasına varmışlar. Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu, Atatürk'ün vasiyeti gelirlerinden faydalanması işi de şimdi bitirilmek isteniyor maalesef. Bir takım partilerin grup başkan vekilleri ile randevular ve temaslar o çerçevede merhum Türkeş'i de Strasburg Caddesi'ndeki parti genel merkezinde Ahmet Bican Ercilasun ile birlikte gidip ziyaret edip vaziyeti anlatmıştık. Allah razı olsun bizden çok bu meseleyi benimsedi ve o grup başkan vekilleri ve parti genel başkanları ile de görüşerek bizim aleyhimize olan o teşebbüsü etkisiz bıraktı ve böylece kurumlar kurtuldu.

Çünkü sadece miras gelirleri ile kurumların yaşaması söz konusu olmazdı. Adları ile birlikte kapanıp gideceklerdi. Ahmet Bican Hoca ile birlikte o yıllarda görev yaptığımız süreçteyiz. Ben rahmetli Başbuğ'umuzla birlikte Azerbaycan'da da bulundum. Azerbaycanlı aydınların ve gençlerin Türklüğün lideri olarak merhum Başbuğ'a nasıl baktıklarını, nasıl ilgi gösterdiklerini, nasıl büyük bir sevgi ve sempati ile bağırlarına bastıklarını gördüm. Bütün Türk dünyasına da milliyetçiliğin bozkurt sembolünü tanıtan ama millet sevgisi de komünist yönetimden bıkmış ve bunalmış olan insanlara da bu hür havayı oralara götürmüş, tanıtmış bir büyük başbuğ olması hasebiyle her türlü takdirin üzerinde bir insan idi.”

HAYDAR ÇAKMAK: Her Türk Milliyetçisinin Atatürk’e Çok Büyük Bir Borcu Var

Panelde konuşan Prof. Dr. Haydar Çakmak da, dış politika ve güvenlikle ilgili iki konuyu anlattı. Birincisi Mısır'la olan ilişkiler diğeri ise Türkiye'nin bir süredir gündemini meşgul eden S-400 konusunda teknik bilgiler veren Çakmak, özetle şunları kaydetti:

“Dış politika ülkelerin egemen olmadıkları platformlarda çıkarlarını savunma hareketidir. Dolayısıyla iç politikaya veya başka politikalara göre biraz daha zor ve çetrefil bir konudur. Güvenlik kavramını da tanımlayacak olursak eğer, tehdit ve tehlike durumunun minimum olduğu hale güvenlik deriz. Dış politika ile güvenliği ikisini bir araya getirdiğimiz zaman her ikisinin de son derece zor alanlar olduğunu görürüz. Çünkü netice olarak birisi egemen olmadığınız bir platformda ortaya çıkıyor diğeri ise güvenlik biliyorsunuz primitif insanlardan itibaren birincisi karnını doyurmak ikincisi güvenliğini sağlamak. Yaşayan her canlı için güvenlik son derece önemli. Devletler için de bu böyle. Bu nedenle bütün devletler önce halkının karnını doyurur ikinci yaptığı iş ya da refleksi devletin halkının ve yurdunun güvenliğini sağlamak.

Her devlette olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti'nde de dış politika prensipleri ve güvenlik prensipleri var. Rahmetli Atatürk, Türk milliyetçilerinin 20. yüzyılın başında Mustafa Kemal Paşa ve daha sonra da merhum Başbuğ'umuz rahmetli Alparslan Türkeş, Türk milliyetçiliğini ayakta tutan iki isim. Dolayasıyla her Türk milliyetçisinin Atatürk'e çok büyük bir borcu var. Bunu bizim fark etmemiz gerekir. Türkiye Cumhuriyeti'nin prensibi Mustafa Kemal Atatürk tarafından ortaya konulmuş bunlar Türk dış politikası hepimizin bildiği şeyler. Onun çok veciz bir cümlesi var ben çok kullanırım yazılarımda. Der ki rahmetli, 'Egemenlik benim karekterimdir.' Bu çok önemli bir söz. Birincisi bu. İkincisi; 'Yurtta sulh cihanda sulh.'  Daha çok var ama bu iki cümle ve prensip Türk dış politikasının temelini oluşturur ve bizim konumuzla da yakından ilgilidir.”

(VEFAT) Prof. Dr. Necmeddin Sefercioğlu

Vefat

Nevruz

Türk Dünyasında Yenigün: NEVRUZ

Prof. Dr. Özkul ÇOBANOĞLU

23 Mart 2019 / 14:00

Vefatının 22.Yılında Alparslan TÜRKEŞ Hatırasına Panel

Vefatının 22.Yılında  Alparslan TÜRKEŞ Hatırasına Panel

Genel Başkanımız Prof. Dr. Mehmet ÖZ'ün "Millet ve Milliyetçilik" Konferansı

Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz; Türk Ocağının tek amacının Türk milletine hizmet etmek, sevmek ve yüceltmek olduğunu hatırlatarak, "Onun için Türk Ocaklı gençlerin çok iyi okuması ve herkesin kendi alanının en iyisi olması lazım ki Türk milletinin geleceğine damga vuralım. Günümüzde de çok bahsedilen beka problemini problem olmaktan çıkaralım." dedi.

Prof. Dr. Öz; Türk Ocağı Ankara Şubesi'nde "Millet ve Milliyetçilik" konusu üzerine konferans verdi.  Çoğunluğunu Türk Ocaklı gençlerin oluşturduğu ve Ankara Şube Başkanı Türkân Hacaloğlu’nun da bulunduğu kalabalık bir topluluğa hitap eden Öz, son derece gerek konferans konusu gerekse Türk Ocakları ile ilgili son derece çarpıcı değerlendirme ve tahlillerde bulundu.

Konferans konusunu anlatmadan önce Türk Ocağının tarihî önemine değinen Öz, bu ocağın hangi ortam ve şartlarda kurulduğunu hatırlatırken, şunları kaydetti:

"Türk Ocakları hepinizin bildiği gibi Türkiye'nin en köklü ve gönüllü bir sivil toplum kuruluşudur. Sıradan bir kuruluş değil tarihe dama vurmuş bir kuruluştur. Bugünkü Türkiye'nin durumu ile geçmişi kıyaslayamayız. Bugün çok farklı noktalardayız. Türk Ocağı kurulurken bizim tarihte kurduğumuz en büyük cihan imparatorluklardan birisi olan Osmanlı Devleti dağılma sürecinde idi. O zaman devrin aydınları devlet adamları bu dağılmaya karşı bir takım çareler aradılar, tedbirler düşündüler. 19911'de Trablusgarp'ta gidip savaşan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Enver Paşa oralara niçin gittiler? Vatan toprağı bildikleri için gittiler. Ama daha sonra şunu gördüler: Özellikle Atatürk çok gerçekçi bir insan olarak artık buraları elde tutmak gerçekçi bir politika değildi. Zaten Birinci Cihan Harbi'nde bunlar bizim elimizden çıktı. Niçin böyle bir girizgâh yapıyorum? Çünkü Türk Ocakları böyle bir ortamda kuruldu. İmparatorluğun dağıldığı dönemde kuruldu. Ziya Gökalp'in Türkçülüğün Esasları adlı kitabı, Türkçülük konusunda Türk milliyetçilerinin ilk başvurduğu kitaplardan birisidir. Şimdi gelinen noktada Türkiyeciliğe döndük. Niçin? Çünkü Turan ve Türk Birliği artık bir hayal ve uzak idealler olabilir. Ama artık Millî Mücadele'yi vermek zorunda kalmış, büzülmüş ve sınırlarından geri çekilmiş bir devletten bir Cumhuriyet kurduk biz. Bunu gerçekçi bir biçimde yaşatmak için dönüp Türkiyecilik dedik. Türk Ocağı böyle bir ortamda kuruldu ve amacı buydu. Amacı Türk milletini yükseltmekti. Onu kuranlara başvuran, onlara Türk kavminin yaşadığı çöküş hâli karşısında ayağa kalkmak için sırada bulunan 190 Tıbbiyeli daha sonra saylıları artacaktır ve diğer okullardan gençlerin derdi buydu. Türk milletinin dirilişi için tekrar yeni bir ocağı tüttürmek. İşte bu ocak odur."

Prof. Dr. Mehmet Öz, tarihinde Türk Ocağının konjonktür gereği kapandığı dönellerin olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

"Ama hep bir amacı oldu Türk milletine hizmet, Türk milletini sevmek ve yüceltmek duygusu. Bu boş ve hamasi bir şey değil. Hamaseti de olan ama esas itibarıyla gerçekçi bir şekilde zamanın icaplarına ve çağın gereklerine göre Türk milletine daha iyi noktalara taşıma idealidir. Onun için siz Türk Ocaklı gençlerin çok okumanız lazım. Herkesin kendi branşında ve kendi alanında en iyi olması lazım. En iyisi olması lazım ki, Türk milletinin geleceğine damga vuralım. Bugün çok bahsedilen beka problemi problem olmaktan çıkaralım. Günümüzde politika ve tartışma konusu olan bunların Türk Ocaklarının gündelik parti tartışmalarının dışında ve üzerindedir. Biz bu konudaki düşüncelerimizi bir yıl ve iki yıl önce yazmadık. Biz Türk milletinin birliği ve Türk Devleti'nin devamı devleti ebet müddet Cumhuriyet'in ilelebet payidar olması gibi ilkeleri sürekli olarak söyleyen bir topluluğuz. Türkiye'nin yakın geçmişte yaşadığı hain kalkışmanın yol açtığı büyük sıkıntıların hepimiz açısından neler doğurduğunu çok iyi biliyoruz. Biz bunlara daha önce işaret etmiştik. Ben genel başkan olduktan sonra daha çok bu tür konularda sözlerimi söyledim. Ondan önce biz bunları tartıştık. Mesela Söğüt toplantıları yaptık. Rahmetli Durmuş Hocaoğlu ve Nevzat Kösoğlu gibi büyüklerimizle beraber. Oralarda biz bu meseleleri 2009 ve 2010'da değerlendirdik. Dolayısıyla biz beka meselesini gündelik siyasetin dışında bakarız. Bu topraklara Türk milleti gelip yerleştikten sonra Haçlı Seferleri başladı Türklere karşı büyük ölçüde. Bunu unutmayın. Bu durduk yerde olmadı. Tarihi tek bir açıdan okumayın. Bunları bileceksiniz. Aslında milletler mücadelesi vardır ve bu da doğaldır. Siz güçlü olmak ve güçlü kalmak zorundasınız. Bunu yapacak ehliyet ve liyakatli kadrolarla ülkenizi yönetmek zorundasınız. Türk Ocakları böyle bir milliyetçilik, böyle bir vatanseverlik, böyle bir yurtseverlik anlayışı ile kurulmuş ve bugün de faaliyetine devam eden bir kuruluştur."

Türk ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz, bu girişten sonra konferans konusu olan "Millet ve Milliyetçilik" ile ilgili görüşlerini dile getirdi.

Önce "Millet" ve "Milliyetçilik" kavramlarının kelime anlamlarını açıklayan Öz, daha sonra bu kavramları Türk ve yabancı teorisyenlerin görüşlerinden örnekler vererek yansı ile birlikte anlatmaya çalıştı.

 

Vefatının 22. Yılında Galip Erdem, Türk Ocakları Ankara Şubesi'nde Anıldı.

Konferansı veren Araştırmacı ve Yazar Osman Oktay, "Galip Erdem, 1960'lı yıllarda 'ülkü' ifadesi literatürümüzde yokken ve hiç kullanılmazken 'Ülkücünün Çilesi' diye kitap yazan adamdır." dedi.
ANKARA ŞUBESİ- Türk Ocakları Ankara Şubesi'nin düzenlediği konferansta ölümünün 22. yılı olması sebebiyle Galip Erdem'in anısına, Araştırmacı ve Yazar Osman Oktay konferans verdi. Kalabalık bir davetli topluluk tarafından izlenen konferansa Galip Erdem'in kızı Bilge Erdem de katıldı. 
 
Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...


ÇANAKKALE ZAFERİ’NİN 101. YILINDA ŞEHİTLERİMİZİ RAHMET VE MİNNETLE ANIYORUZ
Milletimiz tarih boyunca çeşitli ve sayısız badirelerden geçmiştir. Bu badirelerin her biri birbirinden ıstıraplı ve kanlı olmuştur. Ama bu ıstıraplı günler bizi birbirimize sımsıkı kenetleyen ve birbirimizi sevmeye sevk eden birer vesile olmuşlardır.  Devamı...

İSTİKLÂL MARŞI KABULU

Yayınlar

Sosyal medya