İçerikler

H.NİHÂL ATSIZ DOĞUMUNUN 112, ÖLÜMÜNÜN 42. YILINDA TÜRK OCAKLARI ANKARA ŞUBESİ’NDE 16 ARALIK 2017 CUMARTRESİ GÜNÜ ANILDI

2017-12-24

Hacettepe Üniversitesi Öğretim Prof. Dr. Dursun Yıldırım’ın konuşmacı olduğu toplantıda, Atsız’ı, ete ve kemiğe bürünmüş Türklük olarak niteleyen Yolumun başı Atsız, yolumun sonu Atsız, yolları bir olanın kaderi birdir Atsız. Türkçüler var oldukça Atsız da var olacaktır.”Diyerek söze başlayan YILDIRIM, merhum Hüseyin Nihâl Atsız’ın, hastalık ve sıkıntılarla ömrünün geçtiğini hatırlatarak, “Devleti ve milleti için son hamleyi yayınlarıyla Kürtçülük tehlikesi konusunda hükûmeti uyarmış, ancak mükâfatlandırılacağı yerde bölücülükle suçlanarak ilerlemiş yaşında hapse atıldı. Ve bu itham Atsız’ı Bey’i çok ağır yaraladı.” dedi.

Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi ünlü Edebiyatçı ve Tarihçi Prof. Dr. Yıldırım, lise yıllarında iken tanışma şansına kavuştuğu merhum Hüseyin Nihâl Atsız’la ilgili konferansında hem Atsız’ın hayat hikâyesini, kişiliği ve düşünce yapısını hem de birlikte yaşadıkları anılarını anlattığı konuşmasında, Atsız’ın tam bir “erdem abidesi” olduğunu belirtti.

Yıldırım, Atsız’ın çocukluk döneminden itibaren çok zor ve sıkıntılı bir hayat geçirdiğini hatırlatarak, şöyle devam etti:

“Üniversite yılları da buna dâhildir. Ve öyle bir insan ortaya çıkmış ki bütün bu sıkıntıların içerisinden. Örs ve çekiç arasında dövülen bir çelik irade. O çelik irade, Türk tarihinin bütün yükünü omuzlarına vurarak, onu dile getirerek, onu anlatarak, onun için çalışarak, onun için yazarak ömür tüketen ve sonunda da uçmaya varan bir yiğit insan. Biz, Osman Ağa Camii'nde onun uçmaya yolculuğunu yaptığımız günde imam 'Er kişi niyetine.' dediği zaman orada Fethi Gemuhluoğlu Abimiz şöyle demiştir: ' O musalla taşı şimdiye kadar böyle bir er görmemiştir.' O günden bu yana 42 yıl geçti. Onunla mücadele edenlerin, onunla çatışanların, onu tabutluklara yatıranların hikâyesi malum. Sebahattin Ali Davası ve arkasından kumpasın gerçekleşmesi. 22 arkadaşı ile birlikte tabutluklarda yatışı. Ama onu yolundan hiçbir şey geri çevirememiştir. Sürgünler çare olmamıştır. O bildiği ve iman ettiği şekilde yoluna devam etmiştir. '2500 yıllık tarihimizin şan ve şerefi içinde yaşıyorum. Sizin vereceğiniz karar ne olursa olsun vız gelir tırıs geçer.' diyen bir adam.”

TÜRK TARİHÇİLİĞİNİN EN ÖNEMLİ SİMALARINDAN BİRİDİR

Yıldırım, Atsız’ın birkaç cephesinin olduğunu, duygularını, düşüncelerini ve isyanlarını şiirlerinde dile getirdiğini anlatırken, “Şiirlerini okuduğunuz zaman bazen acılarını, bazen isyanlarını, bazen de duygularını kâğıda döktüğünü görürüz.” dedi.

Atsız’ın fikir hayatını Orhun ve Ötüken dergilerinde tıpkı yırtıcı bir kaplan gibi sürdürdüğünü anlatan Yıldırım, bilim halatı ile ilgili özetle şunları söyledi:

“Atsız Bey, Türk tarihçiliğinin en önemli simalarından biridir. Türk tarihinin hangi milletlerle temasta ise onların da tarihini en az o milletlerin tarihçileri kadar bilen bir tarihçi idi. Mesela, İtalyan tarihini çalışan tarihçilerin kendisine başvurduğunu biliyorum. Osmanlılarla olan münasebetleri hakkında kendisine başvurup fikir edinen ve düşüncelerini dikkate alan tarihçilerin olduğunu biliyorum. Onun ötesinde Türk tarihinin önemli eserlerini zamanımıza kazandırmıştır. Âşık Paşa Tarihi gibi, Oruç Bey Tarihi gibi. Kütüphanelerimizde bulunan bu eserleri günümüzün Türkçesine aktarmak suretiyle de büyük bir hizmette bulunmuştur. Türk tarihi ile ilgili görüşlerini Türk Tarihi Toplamaları adlı eserinde bir araya getirmiştir.

Türk edebiyatında ise, eski Türk edebiyatından başlayarak daha doğrusu Orhun'dan ve Oğuz Destanı'ndan başlayarak Mete'den bu yana gelen edebiyatı 13 ve 14. yüzyıla kadar inceleyen bir kitap yazmıştır. O kitabın birinci fasikülünü çıkarmıştır ancak ikincisini çıkarmaya fırsatı olmamıştır. Çünkü hayat kavgası içinde ayakta durma mücadeleleri ona her zaman istediği vakti vermemiştir.”

BOZKURTLARIN ÖLÜMÜ VE BOZKURTLARIN DİRİLİŞİ KİTAPLARI İLE TANIDIM

Prof. Dr. Dursun Yıldırım, Hüseyin Nihâl Atsız’ı lise yıllarında iken Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtların Dirilişi isimli kitaplarını okuduktan sonra tanıdığını belirterek, şunları aktardı:

“Tanışmadan önce kitaplarındaki duygu ve romantizmi yaşıyordum. Kaya üstündü Ay’a karşı uluyan bir kurt vardır. Ben o rozeti Kabataş Lisesi'ne gidip gelirken edinmiştim. Meğerse Atsız Bey'in yolu da Kabataş Lisesi'nden geçmiş. Orada hocalık yapmış ama benim öğrencilik yıllarımda değil de benden önceki zamanlarda yapmış. Kabataş Lisesi ve Beşiktaş arasındaki mesafeyi gidip gelirken orada rozet satanlardan birisinde o rozeti görüp satın aldım. O Bozkurtların Ölümü'ndeki hikâyelerin etkisiyle o rozeti yakama taktım. Gel zaman, git zaman 1963-1964 Ders Yılı'nda üniversiteye başladım. Kimseyi fazla takmadığım için sınıfta da en arka sırada oturuyorum. Delikanlı çağımız. Hem biraz bıçkınlık var hem de Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtların Dirilişi'ni okumuşuz. Bu kitapları beni de örsle çekiç arasında şekillendirmeye başladı. Ama bu biraz duygusal ve biraz da gençlik heyecanı. Atsız Hoca, en sonunda da Türkiye'de hükûmetlerin dikkatini Kürtçülük tehlikesine çekmişti. Bu tehlikeyi anlamaları yerine Atsız Hoca'yı bölücülükle suçladılar. Atsız Bey’i maalesef 1971-1972 yıllarında Toptaşı Cezaevi'ne alıyorlar hükûmete yönelik yazdığı ve Ötüken dergisinde çıkan açık mektuplarından dolayı. Sonra bizim cephedeki arkadaşlar dönemin Cumhurbaşkanı’na başvurdular. Çünkü Atsız Bey, böyle bir şeyi asla kabul etmiyordu. Onun bilgisi, onun istemi dışında yaşı ve rahatsızlıkları sebebiyle cezasının affedilmesi isteniyordu. O şekilde hapisten çıktı ama o ağrı ve üzüntüleri uzun zaman ayakta kalmasını engelledi. 11 Aralık 1975'te Hakk'a yürüdü.

Bizim siyasete girişimizde, Türkçülerin siyasette yer alışında Atsız Bey'in rolü çok büyüktür. Siyaset kısmı çok uzun onun için pek bu konuya girmek istemiyorum. Hakikaten Atsız Bey, Süleymaniye yıllarından itibaren kendi Cumhuriyetine çekilmiş, 2500 yıllık tarihin içinde kendi dünyasında bu dünyanın işlerinden uzak, kendi geçmişi ile meşgul bir insan olarak yaşamını sürdürdü. Ama dediğim gibi o en büyük darbeyi ömrünün son yıllarında önemli bir tehlikeyi haber verirken mükâfat yerine cezalandırma ile karşılaşmış olması ve o yaşında cezaevine konulmasıdır. 905 doğumlu, 1972'de iken yaşını hesap edin. O yaşta bir insanı hastalıklarla, sıkıntılarla ömrü geçmiş bir insanın vatanı, devleti ve milleti için son hamleyi yapıp uyarılarına kulak asılacağını beklerken bölücülükle suçlanması onu ağır yaralamıştır. O, Kürşat gibi yaşadı ve savaştı ve hiçbir zaman önde olmamaya özen gösterdi. Siyasi mücadelesinde de öyle oldu. Tam bir erdem abidesi olarak ömür sürdü. Onun yaptıklarını hiç kimse yapamaz. Atsız Bey, ruh olarak, düşünce olarak, ülkü olarak, tarih olarak birlikte şu anda yaşadığımız bir varlık. Ondan söz edildiğinde o da bu salondadır ve bizlerle beraberdir diye düşünüyorum. Çünkü 'Hangi ruh anılmakla memnun olmaz.' diyor. Dolayısıyla o ruh buradadır, aramızdadır ve bizi dinliyordur. Anıldığı yerde mutlaka vardır. Türk sözünün edildiği, dile getirildiği, Türk tarihinin, Türk şiirinin, Türk edebiyatının anlatıldığı her yerde onun düşüncelerinin de hâkim olduğunu düşünüyorum.”diyerek sözlerini tamamladı.

Geniş bir katılımla gerçekleşen ve oldukça verimli geçen konferans, Yıldırım'ın katılımcıların sorularını cevaplamasıyla sona erdi. Ayrıca Kaşkay Türklerinin de konuk olduğu konferansta konuklarıdan İran'ın güneyinde yaşayan Kaşkay Türklerinin önde gelen şairlerinden Avazullah Bey, Türklük temalı şiirlerini okudu.