• Şubemiz, Türk Ocakları Bölge Toplantısına Katıldı

    Şubemiz, Türk Ocakları Bölge Toplantısına Katıldı

  • Milli Mücadele ve Atatürk'ün Türkiye İçin Önemi

    Milli Mücadele ve Atatürk'ün Türkiye İçin Önemi

  • Cumhuriyet Sonrası Türk Jeopolitiğinde Yaşanan Gelişmeler Ve Suriye Gerçeği

    Cumhuriyet Sonrası Türk Jeopolitiğinde Yaşanan...

  • Konferans: Ö. Yeniçeri ve M. Şandır

    Konferans: Ö. Yeniçeri ve M. Şandır

  • Dede Korkut Konferansı

    Dede Korkut Konferansı


“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır”

 
Ana sayfaArşivCumhuriyet Sonrası Türk Jeopolitiğinde Yaşanan Gelişmeler Ve Suriye Gerçeği

Cumhuriyet Sonrası Türk Jeopolitiğinde Yaşanan Gelişmeler Ve Suriye Gerçeği

2019-11-03

26.Ekim.2019 Cumartesi Türk Ocakları Ankara Şubesinde gerçekleştirilen "CUMHURİYET SONRASI TÜRK JEOPOLİTİĞİNDE YAŞANAN GELİŞMELER VE SURİYE GERÇEĞİ" Konulu Konferansın konuşmacılardan MHP Eski Millet Vekili Sayın Mehmet Şandır ve MHP Eski Millet Vekillerinden Prof.Dr. sayın Özcan Yeniçeri’nin konuşmaları özetle:

SAYIN MEHMET ŞANDIR KONUŞMASINDA ÖZETLE:

“Suriye Arap Cumhuriyeti’nin konumlandığı coğrafya jeopolitik açıdan önemini Kadeş Savaşı’nda dahi göstermiş ve tarihin ilk barış anlaşması olan Kadeş Anlaşması’nın konusu olmuştur. Nitekim Suriye ‘nin coğrafi sınırlarının tarih boyunca dönemin güçlü devletlerinin , medeniyetlerinin hatta günümüzde  küresel güç olma iddiasında olan devletlerin çatışma alanı olarak kullanıldığını gözlemlemek mümkündür.

 Her ne kadar devletin ismi Suriye Arap Cumhuriyeti olsa da Araplığın bir millet değil bir ırk olduğunu , millet bilincinin ise yerleşmiş olmadığını görmekteyiz.Savaş başlamadan önce 22 milyon olarak ölçülen Suriye nüfusunun %12’sinin Nusayri inancına sahip kişilerden, %80 ‘inin üzerindeki nüfusun büyük kısmının Araplardan, ülkede yaşayan Hristiyanların ve Dürzilerin de Arap ırkından olduğu tespit edilmiştir.Ancak , sunni mezhepteki Arapların kendi içinde aşiret yapısı hakim olduğundan ortak bir paydada bir araya gelemedikleri için toplum içi çatışmalar ortaya çıkardıkları görülmüştür.Yani savaş öncesi dönemde dahi toplum içinde çatışmalar mevcuttu.

Suriye 863 yılında Abbasi İmparatorluğu’nun Mısır Valisi olan Tolunoğlu Ahmet Bey’in beyliğinin yönetimiyle Türklerin hakimiyetine girmiştir ve Suriye coğrafyasında yaşayan toplulukların en huzurlu dönemi Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliği altında geçirilen 1517- 1918 yılları arasındaki dönem olmuştur.1918’de yıldırım ordularının Halep’in kuzeyine çekilmesiyle yaklaşık 1000 yıllık Türk yönetiminden çıkmış, sonrasında önce İngilizlere ve daha sonra Fransızların mandaterliğine bırakılmıştır. Fransızlar Kürtleri, Nusayrileri ve Marunileri diğerlerinden ayırarak özel eğitim almalarını sağlamış, Fransa’ya giderek eğitim almaları imkanı tanımış, iş adamlarına imkanlar sağlayarak güçlenmelerini sağlamıştır. Bugün Suriye’de yaşanan kardeş kavgası büyük ölçüde bu ayrım hareketinin sonucudur.

Oysa Suriye ortadoğunun merkezidir ve Suriye’de var olan onlarca farklı mezhebin, yöresel farklı kimliğin farklılıklarını kimlikleştirerek uyum içinde bir arada yaşamayı başarması zaruridir.

Bilinir ki, Dürzilerin arkasında İngilizler, Marunilerin arkasında Fransızlar, Kürtlerin arkasında ise herkes vardır. BAAS 1943’te şekillendirilerek Fransa’nın koruması ile 1966 darbesi ile iktidar olmuş, 1970 yılında ise Hafız Esad, BAAS iktidarının içinde darbe yaparak bugünkü iktidarı şekillendirmiştir.%11’lik azınlık nüfus ile ülke kaynağını yaklaşık 50 yıldır kullanmaktadırlar.

Savaş öncesi üç milyon beşyüz bin Türk nüfusun yaşadığı Suriye’de bugün yaklaşık üç milyon Türk yaşamaktadır ve Türkler stratejik olarak çok önemli bölgelerde ikametlendirilmişlerdir.Örneğin, Bayırbucak , Humus etnik olarak Türk şehirleridir.

Suriye’deki Türklerin gerçeğini tarihi süreç ile birlikte çok iyi analiz edip, Türkleri sahiplenmemiz gerektiğini ve artık sahadaki gücümüzle dünden çok daha farklı ve iyi pozisyonda olacağımızı düşünüyorum.Çünkü Suriye huzur içinde olmazsa Türkiye’de huzur içinde yaşamamız mümkün değildir.

Konuşma sırasını bana takdim ettiği için Sn Prof Doktor Özcan Yeniçeri’ye teşekkür ediyor ve sözü kendisine bırakıyorum’’ diyerek sözlerini tamamladı

PROF.DR SAYIN ÖZCAN YENİÇERİ KONUŞMASINDA ÖZETLE:

Konuşmama şu önemli söz ile başlamayı uygun gördüm. “Tanımak yenmektir,bilmek ise hakim olmaktır.” Tarih bilinci her Türk’te var olmak ve özellikle  Devlet bilincinde güçlenmiş olmak zorundadır.

Milletleri birbirine dost ya da düşman yapan en önemli hususun jeopolitik yani ülkenin hinterlandı olduğunu vurgulamak isterim.Ötneğin , Moğolistan’ı inceleyecek olursak , düşmanı olmadığını görürüz. Verimli arazisi ya da stratejik toprağı yoktur.

Jeopolitiğin bir diğer yandan ekonomik güç ile de ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Ekonomik gücü olmayan ithalata bağımlı ekonomiye sahip olan devletlerin başka devletler üzerinde etkinlik kurması mümkün değildir.

Ortadoğuda ve Arap yarımadasında ülkeler arası çıkar çatışmalarının yaşandığını ve dinsel bir birlik değil tam tersi örneğin Suudi Arabistan’ın Türkiye’nin yanında değil Hristiyanların yanında olması gibi farklı temellerde gruplaşmalar oluşturulduğunu görüyoruz. Mısır ‘ın Filistin’in değil de İsrail’in safında olması da düşündürücüdür.

Suriye meselesi kanaatimce bitmeyecek bir meseledir. Türkiye yedi sene evvel yapması gerekeni bugün yapmıştır ve ABD ve Rusya’nın bunu kabullenmesi gerekmektedir. İleride ne olacağını şimdiden net bir şekilde öngörmek mümkün değildir ama Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 1939 Hatay ve 1974 Kıbrıs harekatından sonra 2019 yılında Suriye harekatının üçüncü büyük operasyon olduğunu söyleyebiliriz.

Her ulusun kendisinin devamı olan ulusun etnik yapılarını muhafaza ve müdafaa etmek için her türlü şeyi yapması mümkün iken Türklerin sınır dışı Türklerle ilgilenmesinin öteden beri ırkçılık ya da faşizm olarak damgalanmaya çalışıldığını bu yönde karşı propoganda yapıldığını görüyoruz.

Oysa orta asyada Türk vardır ve savunmak haklıdır.  Biz 12 Eylül öncesinde ne ise aynen savunuyoruz ve kimsenin beğenilerine göre değişecek bir anlayışımız yoktur. Nerede bir Türk’ün erdi varsa o dert bizim derdimizdir. Türk olmak yerine Türk kimliği ile anılmak yerine başkalarının çocuğu olmayı özgürlük sayan ve Türk kelimesini kullanmak istemeyen kişiler var. Ancak , az ve inanan bir kişinin kimi zaman bir topluluktan çok daha üstün olduğunu da unutmamak gerekir.

Bazen bir Devlet bir kişi etmez; bazen bir kişi tek başına bir millet , bir Devlet yerinedir.

Yabancı ülkelerdeki düşünce açıklayıcılarının ya da tarihçilerin Dünya gelişmelerine farklı yorumlar yaptığını görüyoruz.Ancak Bernard Lewis 2001 ikiz kuleler saldırısından sonra terörün nedeninin Müslümanlar olmadığını , İslam olduğunu ifade ederek aslında günümüzde Alexander Dugin tarafından da bahsedilen islama karşı islam stratejisinin bir görünümünü çizmiştir.Günümüzde başka medeniyetler arasında çatışma çıkarmanın pahalılığı hesaplanarak islam medeniyetinin kendi içinde çatışma ortaya çıkarılmış ve geleceğin dünyasını bu çatışma belirleyecektir.

Oysa , millet kavramı ırkı aşan bir kavramdır.Manaları kendi arasında ortaklaştırılmış halka millet denir ve eğer bir toplum aynı şeylere üzüntü duyuyor, aynı şeylere seviniyorsa aralarında millet bilinci var denir.Millet belirlenirken onu oluşturan bireylerin milletin çıkarlarına hizmet edip etmediğine de bakmak lazımdır.

Biizm jeopolitiğimiz , Suriyeli Türklerin, Kuzey Kıbrıs’ın , Iraklı Türklerin kaderiyle ilgilenmeye mahkum etmiştir.Bugün Türkmen dağında mücadele etmezseniz yarın Erciyes dağında bu mücadeleyi vermek zorunda kalırsınız.

Dolayısıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Azerbaycan ile bir araya gelerek Ön Asya Türk Devleti’nin kurulmasının ikinci aşama olarak da Orta Asya Devletler Birliği’nin kurulmasının ve sürece İran’ın da dahil edilerek blok halinde yeniden dünya sahnesine çıkılması gerektiğini düşündüğümü belirterek konuşmamı izninizle sona erdiriyor.’’diyerek sözlerini tamaladı. ’’  Verimli şekilde geçen toplantı katılanların soruları ve cevaplarla toplantı sona erdi.

 

 

 

 

                                                                                                         

 

 

 

 

 

Paylaş


ÇANAKKALE ZAFERİ’NİN 101. YILINDA ŞEHİTLERİMİZİ RAHMET VE MİNNETLE ANIYORUZ
Milletimiz tarih boyunca çeşitli ve sayısız badirelerden geçmiştir. Bu badirelerin her biri birbirinden ıstıraplı ve kanlı olmuştur. Ama bu ıstıraplı günler bizi birbirimize sımsıkı kenetleyen ve birbirimizi sevmeye sevk eden birer vesile olmuşlardır.  Devamı...

İSTİKLÂL MARŞI KABULU

Yayınlar

Sosyal medya