• Vefatının 43.Yılında  Her yönüyle Hüseyin Nihâl ATSIZ

    Vefatının 43.Yılında Her yönüyle Hüseyin Nihâl...

  • Prof. Dr. İskender ÖKSÜZ

    Prof. Dr. İskender ÖKSÜZ

  • Ebediyete İntikalinin 80. Yılında Her Yönüyle  Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk Paneli

    Ebediyete İntikalinin 80. Yılında Her Yönüyle ...

  • Atatürk Paneli'ne davetlisiniz

    Atatürk Paneli'ne davetlisiniz

  • Ocaklı gençler yemekte bir araya geldi

    Ocaklı gençler yemekte bir araya geldi


“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır”

 
Ana sayfa

Haberler

Vefatının 43.Yılında Her yönüyle Hüseyin Nihâl ATSIZ

Prof. Dr. İskender ÖKSÜZ

Ocaklı gençler yemekte bir araya geldi

 

Şubemiz gençlik kolları, Akdeniz Erbaş'ın dombıra ezgileri eşliğinde bir akşam yemeğinde toplandı.

Askerlik görevini yerine getirerek tekrar aramıza katılan yönetim kurulu üyelerimizden Coşkun Paksoy ve Sergen Çirkin ile şube başkanımız Türkan Hacaloğlu, şubemizin yapacağı yeni programlar hakkında görüş alış verişinde bulundular. 

10 Kasım Anıtkabir ziyareti ve 17 Kasım'da Türk Tarih Kurumu salonunda düzenlenecek panel için hazırlıklar yapıldı. Gençlik kollarımızın eski ve yeni üyeleri arasında bir tanışma ve sohbet akşamı olan yemek, andımızın okunmasıyla sonlandırıldı...

 

 

Ebediyete İntikalinin 80. Yılında Her Yönüyle Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk Paneli

Şubemiz tarafından Türk Tarih Kurumu salonunda 17 Kasım Cumartesi günü gerçekleştirilen panel, ilgiyle takip edildi. Panel tüm gazi ve şehitlerimiz anısına bir dakikalık saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Panel sunuculuğunu yapan arkeolog Sergen Çirkin, Türk Ocakları ve Türk Tarih Kurumu’nun Atatürk’ün iki önemli mirası olduğunu anımsatarak paneli başlattı. Şube başkanı Türkan Hacaloğlu, tarihi ve güncel konuları ele aldığı etkileyici bir açılış konuşması yaptılar. Ardından Türk Tarih Kurumu başkanı Prof. Dr. Refik Turan, oturum başkanlığını üstlenerek bir konuşma yaptılar ve tebliğlerini sunmak üzere panelistleri davet ettiler. A.Ü. DTCF Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurullah Çetin, "Atatürk Milliyetçiliği Değil, Atatürk'ün Milliyetçiliği", Ufuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sencer İmer "Atatürk'ün millî Ekonomi Politikası", DTCF Öğretim Üyesi Prof. Dr. Neşe Özden de "Atatürk'ün Dış Politika Anlayışı" üzerinde tebliğlerini sunarak değerlendirmelerde bulundular. Sayın Çağrı Türkeş ve Sayın İdris Yamantürk, dinleyiciler arasında bulunarak bizleri onurlandıran isimlerdi. Panel bitiminde şube başkanı Hacaloğlu, tüm paelistlere teşekkür ederek kitap ve plaket takdiminde bulundular. Panel, kurumun sunduğu ikram ile sonlandı. Şubemiz, daha önceki panellerde yaptığı gibi panelde sununan tebliğleri tam metin olarak kitaplaştıracaktır. Aşağıda ilgili konuşmalardan belirli bölümleri sizlerle paylaşıyoruz:

Türkan Hacaloğlu:

Açılış Konuşması Türk Tarih Kurumu’nun Sayın Başkanı, Aziz Konuklar, Değerli Türk Ocaklılar, Sevgili Gençler Türk Ocakları Ankara Şubesi olarak düzenlediğimiz "Her Yönüyle Atatürk" konulu panelimize hoş geldiniz diyor, hepinizi sevgi, saygıyla selamlıyorum. Türk Tarih Kurumu’nu kuran Yüce Atatürk’ü ebediyete intikâlinin 80. yılında bu salonda anmamıza vesile olup desteklerini esirgemeyen Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof.Dr. Sayın Refik Turan’a şahsı ve Şubemiz adına teşekkür ediyorum. Kurtuluş savaşında,Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınarda, Anadolu’un her köşesinde yedi düvele karşı savaşarak üzerinde yaşadığımız toprakları bizlere yurt yapan başta eşsiz Komutan Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere silah arkadaşlarını ve vatan savunmasında hayatını kaybeden bütün şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, aziz hatıralarını önünde saygıyla eğiliyorum. Ruhları şâd olsun. Sayın Davetliler Atatürk’ü biz hep tarihe mal olmuş yönleriyle asker, ya da devlet adamı olarak tanıdık. Bugün tertip ettiğimiz panelde "Her yönüyle Atatürk" ele aldık bu konuda bizleri aydınlatmak üzere davetimizi kabul eden Prof.Dr. sayın Refik Turan, Prof.Dr. Sayın Nurullah Çetin, Prof.Dr. Sayın Sencer İmer, Prof Dr. Sayın Neşe Özden’e hoş geldiniz diyor, Türk Ocakları Ankara Şubesi ve Türk Ocaklılar adına teşekkür ediyorum.

Sayın Davetliler 1912 yılında kurulan ve Atatürk’ün çok önem verdiği Türk Ocakları, zaman zaman inkıtalara uğrasa da, bugün varlığını sürdüren Cumhuriyet tarihinin en eski dernek statüsündedir. Türk Ocakları’nın kurucuları, ilk günden itibaren Atatürk’ün yanında bağımsızlık mücadelesinde yer almışlar ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda çok önemli etkileri olmuştur. Başta Ziya Gökalp olmak üzere Türk ocaklılar Atatürk’e her konuda destek olmuşlardır. Atatürk Türk Ocakları Erzurum Kongresinde hatıra defterine büyük Türkçü sosyolog Ziya Gökalp için ‘’Hepimiz Ziya Gökalp’in manevi evlatlarıydık’’ diye yazmıştır. Hatta başka bir sözünde Atatürk,"fikrimin babası Ziya Gökalp, Bedenimin babası Ali Rıza, hissimin babası Namık Kemal," diyerek belirtmiştir. ”Benim yaratılışımda fevkalâde olan bir şey varsa Türk olarak dünyaya gelmemdir” sözü ile Türkçü duruşunu göstermiştir. Gökalp ‘’İstida’’ adlı şiirinde Atatürk’e ‘’Sen dahisin, buna çoktan inandık. Mefkuresiz rehberlerden pek yandık. Garpta şarklı yaşamaktan usandık. Kurtar bizi bu karanlık zindandan.’’ diyerek Atatürk’e olan güveni ve böyle bir rehbere duyulan ihtiyacı belirtmiştir. Galiba bugünde aynı ihtiyacı duyuyor gibiyiz. Sayın Davetliler Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türk milletine kendisini adamış, Milli Mücadele’yi başarıya ulaştırmak için canını dişine takmış inanmış, muzaffer bir komutan, güçlü bir devlet adamı, Türk tarihine damga vurmuş ülkü sahibi bir şahsiyet, bir değerdir.. “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen vatan hainleri size sesleniyorum: Atatürk, Cumhuriyet’in banisidir, Türkiye’nin iftiharıdır.

Atatürk demek, ‘’Ne Mutlu Türküm Diyene’’ sözüne bağlılık demektir. Edirne’den Kars’a, Samsun’dan İzmir’e kadar kahramanlık demektir. Atatürk demek Cumhuriyet demektir, Atatürk demek Türk demektir. Türk ve Türkçülük üzerinden kara kampanyalar düzenlemek devletimizi zayıflatmak, düşmana koz vermek, emperyalizme hizmet etmek değil de nedir? Bizler Türk vatandaşları olarak Atatürk’ü çok iyi tanımalı, ilkelerini benimsemeliyiz, kurduğu cumhuriyeti korumalı ve yaşatmalıyız. Onun için buradayız. Türk milleti olarak onu unutmayacağımıza, inkılâplarına ve ilkelerine daima bağlı kalacağımıza, en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza dek bağımsız olarak yaşatacağımıza and içeriz. Sayın Davetliler, Aziz Türk Ocaklılar 29 Ekim 1930 da Ankara Türk Ocağı’nda Cumhuriyet’in ilânı yıldönümü balosunda Amerikalı muhabire verdiği demeçte "Türkiye bir maymun değildir. Hiçbir milleti taklid etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne batılılaşacaktır. O sadece özleşecektir." diyerek Milli benlik, milli şuur, milli tarih,kısaca milli kültürü benimseyişi hatırlatan Atatürk’ün genç cumhuriyetin gelişmesinde ümidini Türk Ocaklarına bağlamış olduğunu görmekteyiz. Bu bakımdan millî amaçlı sivil toplum kuruluşlarına ihtiyaç bulunduğunu,bu ihtiyacın Türk Ocakları tarafından karşılanacağını,”Türk İnkılâbı’nın ocaklara” dayandığını belirtmiştir. Ayrıca “Milletin bütün istikbal ümitleri Türk Ocakları etrafında toplanmış olan Türk gençliğine ait” olduğunu kaydetmiştir.Bunun için millî amaçlı kuruluşların Türk Ocaklar çatısı altında toplanmasını arzu etmiş ve bu yönde temennilerini ifade etmiştir. Bizler de Türk Ocaklılar olarak büyük Türk milletine ve Türk millî devletinin kurucusu Atatürk’ün güvenine lâyık olmak için çalışacağız. Gençlerimizin bu ulu çınarın ilkelerine sahip çıkmalarını özellikle belirtmek isitiyorum. İçinde bulunduğumuz bugünkü ortamda gerçekten bir kudrete muhtacız.

O Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur. Tarih tekerrür eder derler ya, son günlerde de televizyon ekranlarında, gazete köşelerinde Türklük konuşuluyor. Andımız bahane edilerek Türk milleti masaya yatırılıyor. Kendilerini bilim adamı, sözde gazeteci sanan gafillerin esas hedefleri Atatürk’ün kurmuş olduğu Cumhuriyet, dolayısıyla millî devlet ve Türklüktür. Gerçi yel kayadan ne aparır ama buna imkân ve fırsat vermeyeceğiz. Ey gafiller "Atatürk Türk Mileti’nin ortak millî değeridir." Millî değerlerimize dil uzatanları lânetleyip Türk millîyetçilerinin bu meczuplarla mücadele adeceğinden kimsenin şüphesi olmasın. Andımızı çağ dışı bulan gafiller eğer siz andımız içinde geçen özellikleri taşımıyor iseniz zaten Türk değilsiniz.Türklerin millet şuuruna en geç ulaşan topluluk demekle tarihi inkâr ediyorsunuz... Güzel Türkçemiz'de bir vecize vardır: 'Aslını inkâr edene haramzâde' denir. Son zamanlarda, 'Türk' ve 'Türk Milleti' düşmanlığı yapmayı marifet sayan, sözde 'aydın' tâifesi konuşup duruyorlar.

Bu haramzadelerin yeni iddiaları: 'Türk' diye bir şey yokmuş. 'Türklük' sözü ilk defa 1912 Balkan Bozgunu'ndan sonra ortaya çıkmış..Bre cahiller! Sizin hiç bundan 1000 sene önce yazılmış, Kaşgarlı Mahmut'un 'Divanû Lugati’t TÜRK'ünden haberiniz yokmu? M.S. 552'de kurulan 'Göktürk Devleti'ni duymadınız mı? M.S. 732'de yazılan 'Orhun Yazıtları'nı kimler yazmış, dikmişlerdi? Göktürk Kitâbeleri’nde bakın ne yazıyor: 'Ey Türk! Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir...' Bilge Han, sanki bu satırları bizim cühelâ haramzadeler için yazmış gibidir. Konuşmama son verirken sözlerimi Millî şairimiz Mehmet Akif’in dizeleri ile bitirmek istiyorum ‘’ Sahipsiz Vatanın batması haktır, sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır.’’ Ebediyete intikalinin 80’inci yıldönümünde ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle, minnetle, şükranla anıyorum. Manevi hatırası önünde saygıyla eğiliyorum. Ruhu şad, mekânı cennet olsun. Şerefli Türk milletinin bir ferdi olarak haykırıyorum Türküz Türkçüyüz.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE 

Turan:

Atatürk'e Sonsuz Minnet ve Şükranımız Vardır Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Refik Turan, panelistlere söz vermeden önce yaptığı kısa konuşmada şunları özetle şunları söyledi: "Anadolu'nun Türkiye olması tarihi o kadar büyük, o kadar çok hadiselere kaynaklık ettirmiştir ki, bu kitaplar dolusu konuya tekabül eder. Bunun içerisinde üç önemli savaş var. Birincisi 26 Ağustos 1071 Malazgirt, ikincisi 17 Eylül 1176 Miryokefalon Savaşı, üçüncüsü de 13 Eylül 1921 Sakarya Meydan Muharebesi'dir. Her üç savaş ta Anadolu'yu tamamiyle Türkiye hâline getiren hem büyük savaş hem de büyük zaferlerdir. Bunlardan ilki Sultan Alparslan, İkincisi Kılıçarslan, üçüncüsü de Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür. Milletlerin büyüklüğü ve gücü, her zaman kazandıkları siyasi ve askerî zaferler değildir. Bunlar inkârı mümkün olmayan başarılarıdır. Her zaman muhteşem taarruzlar da değildir. Çöküntüye uğranıldığında, yere düşüldüğünde kalkabilen milletler gerçek milletlerdir. 20. yüzyılın başında Türk milleti tarihin en zorlu krizlerinden birisine girmiştir. Bu zorlu krizden çıkışın öncü mimarı Mustafa Kemal Atatürk'tür. Ayrıca Türk Dil Kurumu ile birlikte bizim kurumumuzun da ayrı bir mimarıdır. Bir milletin ikbalinin, siyasi, askerî, ekonomik değil daha çok kültürel temellere oturması gerektiğini ifade ederek bu kurumları tesis etmiştir. Tabii ki sonsuz bir minnet ve şükranımız vardır." 

Çetin:

Atatürk'ün Milliyetçilik Anlayışı Çok İyi Anlaşılmalı Panelde ilk konuşmayı yapan panelistlerden A.Ü. DTCF Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurullah Çetin, Atatürk milliyetçiliğinin değil, Atatürk'ün milliyetçiliğinin çok iyi anlaşılması gerektiğini kaydederek, özetle şunları belertti: "Bugün Atatürk'ün milliyetçiliğini konuşuyor olmamız güncel bir ihtiyaca da cevap verecek mahiyettedir. Çünkü Türkiye'de Türk milletinin sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi anlamda var olan bazı sorunlarının temelinde Attürk7ün milliyetçilik anlayışının, felsefesinin ve zihniyetinin henüz tam olarak içselleştirilemediği, öğrenilemediği anlaşılıyor. Dolayısıyla öncelikle Atatürk'ün bu devleti kurarken ortaya koyduğu temel felsefe, temel düşünce ve yaklaşım içindeki çıkış sistemi olan milliyetçilik düşüncesinin çok iyi anlaşılması gerekiyor. Bizim millet olarak birlik ve berberliğimizi ancak bu ruh ve şuurla mümkün olabilir." Konuşmasını Andımızı okuyarak tamamlayan Çetin, büyük alkış aldı.

İmer:

Osmanlı'dan Devralınan Ekonomi Çok Zayıftı Ufuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sencer İmer, Atatürk döneminde izlenen ekonomi politikaları değerlendirirken, 1923 yılında Osmanlı'dan devralınan ekonominin çok kötü ve zayıf durumda olduğunu hatırlattı. İmer, özetle şu görüşleri dile getirdi: "Ülkede doğru dürüst fabrika yok. Bir kaç tane tekstil ve askerî fabrika var. Yabancıların kontrolünde olan bazı elektrik üreten kurumlar var. Demiryolu şebekesi dört bin kilometre civarında ama bunu öncelikle İngilizler daha sonra da Almanlar kurmuşlar ve onlar işletmekteler. Tarımın durumu çok kötü. İş gücü yok. Nüfus 13 milyona düşmüş ve büyük bir kısmı da kadın, çocuk, yaşlı ve savaştan dönenlerden oluşuyor. Teknolojik seviye çok aşağılarda. Köylüler vergi ödemek zorundalar. Tohum sürmek için kara saban dönemini yaşıyoruz. Özetle kendi kendisini doyuramayan bir ülke ile karşı karşıyayız. Bu şartlarda başlayan bir İstiklal Savaşı ve ondan sonra Cumhuriyet var. Büyük zafer kazanıldıktan sonra Lozan görüşmeleri başladığında bir ara kesintiye uğruyor ve İzmir'de Birinci İktisat Kongresi yapılıyor. Bu kongre fevkalade önemli bir kongredir. Çünkü Türkiye'nin ekonomisine şekil verecek olan bütün gruplar ve kesimler burada toplanmıştır. Her bir kesim içinde bir hedef gösteriyor. O hedeflere ulaşmak için ne yapılması gerektiği ortaya konuluyor. Sosyal bir mutabakat sağlanıyor. Topluma şekil veren grupları toplamak suretiyle bir mutabakat sağlıyorlar. Daha Lozan Anlaşması yapılmamış ve Cumhuriyet kurulmamış. Cumhuriyet'in kurulma şartlarında yapılan bu toplantıda 12 maddeden meydana gelen Misak-ı İktisat ortaya konuluyor."

Özden:

Atatürk'ün Dış Politikası Günümüzde De Devam Etmelidir Panelin son konuşmacısı DTCF Öğretim Üyesi Prof. Dr. Neşe Özden de Atatürk'ün dış politika anlayışı ile ilgili değerlendirmelerde bulunurken, "Atatürk'ün istiklalci boyutu çok önemli bir boyut. Dış politikası da yine aynı derinliktedir." diye konuştu. Atatürk'ün Lozan'da da istiklalci tavrını sürdürdüğüne dikkat çeken Özden, özetle şu görüşlere yer verdi: "Atatürk'ün istiklalci tavrı olmasaydı eğer Lozan'da önümüze sunulan koşulları daha kısa sürede kabul ederdik. Lozan'da alınabilecek en üst düzeyde başarı elde edilmiştir. 'Lozan barışı büyük bir suikastın yani kötü bir niyetin yıkılışıdır.' diyor Atatürk. Bir Türk dış politikası zaferidir Lozan. Hatay sorunu da böyle bir başarının ürünüdür. Yabancı okulları denetlerken de dış politika ilişkilerimizi bozmadık. Yabancı okulları kendimize tabi edip millî ruhu verdik. Musul çok önemli bir konudur. Musul'la ilgili olarak hep Atatürk'ü eleştirmişler. Atatürk hayatta iken bu konuda açıklama yapmıştır. Atatürk demiştir ki, 'Biz Musul sorununu Irak sınırımız meselesi olarak görüyoruz. Çükü Irak sınırımız çizili değil. Suriye sınırımız Ankara İtilafnamesi'ne göre çizili idi.' Biz 'Irak sınırı' diyoruz adamlar petrol meselesi olarak görüyordu. Dokuz ay süre içinde mecburen Milletler Cemiyeti'nde bu konuya görüşmek zorunda kaldık. Ankara Anlaşması oldu. Atatürk altını defaatle çizmiştir. Musul'u Irak halkına verdiğini ifade etmiştir. Musul Irak halkınındır. Şimdi ise orada terör örgütleri cirit atıyor. Atatürk'ün hayat diliminde dünyada toplam 50 ülke var. Cumhuriyet'in ilanından önce Millî Mücadele Dönemi'nde 40 devlet var yeryüzünde. Atatürk'ün ölümüne yakın da 60 oluyor. Ben her zaman Ziya Gökalp'in şu sözünü çok takdir ederim: 'Akıl, irade ve mefkûre sahibi insanlar şahsiyetlidir.' Onun için ben Türk Ocaklarını çok özel ve tek görürüm. Mefkûre sahibi insanlar aynı toplumları da oluşturuyor. Toplumların da mefkûresi, iradesi ve aklı olmalı. Atatürk dönemi Türk dış politikası mefkûre sahibi idi. Millî dış politikasında da, millî ekonomi politikasında da, millî siyasetinde de hepsinde bunu görüyorsunuz. Atatürk kendi döneminde olan tüm dünya ülkeleri ile son derece iyi ilişkiler kurup iyi geçinmeye çalışmış, hiç birisinin de esiri olmamıştır. Sömürgeciliğe karşı Mustafa Kemal'in duruşu UNESCO 1981'i onun için 'Atatürk Yılı' ilan etti. Sömürgeciliğe ilk başkaldıran ve bunu başaran Türkiye Cumhuriyeti oldu. İran da başkaldırdı, Afganistan da başkaldırdı ama başaramadılar. Atatürk, sadece Millî Mücadele içinde değil Milli Mücadele sonrasında da sömürgeci dünyaya karşı büyük başarı göstererek uluslararası dış politikasında bunu yaşattığını göstermiştir. Bu, günümüzde de devam etmesi ve yaşaması gereken bir politikadır."

Prof. Dr. Refik Turan

Prof. Dr. Sencer İmer

Prof. Dr. Neşe Özden 

Prof. Dr. Nurullah Çetin

 

 

Ziya Gökalp konferansı

Gökalp ve Cumhuriyet

 

 

Türk Ocakları Ankara Şubesi’nden “Ziya Gökalp ve Cumhuriyet” Konulu Konferans

Gazi Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi Dr. Ferhat Tamir, Ziya Gökalp'in Türk milletinin 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyılın başlarında yetiştirdiği en büyük fikir adamı olduğunu belirterek, "Bugün de onun çapında bir fikir adamı yetişmiş değildir." dedi.

Türk Ocağı Ankara Şubesi'nin geleneksel olarak her hafta Cumartesi günleri yapılan konferanslarının konuğu bu hafta Emekli Öğretim Üyesi Dr. Ferhat Tamir oldu.

Bu haftaki konferansın konusu olan "Ziya Gökalp ve Cumhuriyet"le ilgili konuşan Tamir, 25 Ekim'in Ziya Gökalp'in ölüm yıldönümü olduğunu hatırlatarak, 27 Ekim 2018 Cumartesi günü yaptığı bu konuşmanın da ölüm yıldönümüne uygun düştüğünü ifade etti.

Tamir, konuşmasında önce Ziya Gökalp'in hayatı ve kişiliği hakkında bilgi verdi, sonra da Cumhuriyetle ilgili konularda onun düşüncelerini ve tavsiyelerini dile getirdi.

Mustafa Kemal Atatürk'ün "Beni görmek demek behemahal yüzümü görmek değildir. Benim fikir ve düşüncelerimi duyarsanız o size yeter." sözünü hatırlatan Tamir, şöyle devam etti:

"Atatürk, kendisini göremeyenlere yönelik böyle bir beyanname yayımlamıştır. Ben de konuşmam esnasında sık sık Ziya Gökalp'in kendi sözlerine ve kendi düşüncelerine başvuracağım. Ziya Gökalp Türk milletinin 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyılın başlarında yetiştirdiği en büyük fikir adamıdır. Bugün de onun çapında bir fikir adamı yetişmiş değildir. Ziya Gökalp, Diyarbakırlıdır. Doğum tarihi 23 Mart 1876'dır. Diyarbakır'ın bir mahallesinde dünyaya gelmiş ve yakın zamanda doğduğu ev müze haline getirilmiştir. Ancak üç sene önce Güneydoğu'daki hendek çatışmaları çıkmadan önce yakıldı. Ziya Gökalp'in Sur içinde bulunan ve müze olan evi, hendek mücadelesinden önce yakıldı. Şu anda o müzedeki bütün Gökalp'e ait olan tüm eşyalar yok edildi, kurtarılamadı. Yakılmadan önce o müzenin zenginleşmesi için resmî ve gayri resmî özel ellerde bulunan her türlü eşya oraya götürülmek istenmiştir."

Dr. Ferhat Tamir, Ziya Gökalp'in Diyarbakırlı önemli bir ailenin çocuğu olduğunu hatırlatarak, şunları söyledi:

"Babası Mehmet Tevfik Efendi 'Müftüzâdeler' diye anılan bir sülaleden geliyor. Babası da tahsilli. Diyarbakır'da o dönemin önde gelen ailelerinden. Amcası da tahsilli. Hatta Arapça ve Farsça'yı çok iyi bilen ve medreselerde ders veren bir hoca durumunda. Ziya Gökalp, geleceği olan ve geçmişinde bilim adamı, hukuk adamı, müftü bulunan bir ailenin çocuğu. İlk tahsilini Diyarbakır'da iptidai bir mektepte yaptı. Önce Askerî Rüştiye'de, yani askerî ortaokulda sonra da mülkî idadî yani sivil lisede okumuş. Daha sonra İstanbul'a gitmek istemiş ise de önce gidememiş ama sonra çok zor şartlar içinde gitmiş. O dönem Abdülhamit dönemi. Parasız yatılı bir ortaokul olan ve Mehmet Akif'in de mezun olduğu Halkalı Baytar Mektebi'nde şimdiki adıyla Veteriner Fakültesi'nde okurken ikinci sınıfta Meşrutiyetçilere katılmış. Bu sebeple tutuklanıp hapse atılmış. Ardından da okuldaki kaydı silinmiş. Bunun üzerine Diyarbakır'a tekrar geri dönmüş. Diyarbakır'a döndükten sonra amcasının Vecihe isimli kızı ile evlenmiş. Vecihe Hanım'la evlenmesini amcası tavsiye etmiş. O zaman babası da vefat etmişti."

ZİYA GÖKALP KENDİ KENDİSİNİ YETİŞTİRMİŞ

Dr. Tamir, Ziya Gökalp'in çok düzenli bir tahsil görmediğini ifade ederek, "Üniversite tahsili de yarım kalmıştır ve kendi kendini yetiştirmiştir. Bir taraftan Arapça ve Farsça öğrenmiş, Doğu klasiklerini okur ve anlar hâle gelmiş. Sonra okullarda okurken Fransızca'yı öğrenerek Fransız bütün fikir ve düşünce adamlarının kitaplarını okumuş. Sonuçta hem Doğu'yu hem de Batı'yı çok iyi bilen bir alim olmuş. Serbest okuma yapmış, anlamak, bilmek ve öğrenmek için okumuş." diye konuştu.

Eğitimin asıl gayesinin de bu olduğunu kaydeden Tamir, Ziya Gökalp'le ilgili daha sonra şunları anlattı:

 

"Eğitimin asıl gayesi gençleri kendi karar verip kendi seçip istediği kitapları okur hâle getirmektir. Ziya Gökalp'in nasıl yetiştiğini kendi yazdığı yazılardan okuyarak anlatmak istiyorum. Ziya Gökalp'in güçlü şahsiyeti ve ahlaki bakımdan yakınları tarafından şu tür sözlerle anlatılır:

"Ziya Gökalp bir dava adamıydı. O sevdiği şeylere gönülden ve ruhen bağlanırdı. O daima düşünce ve tefekkür halinde yaşardı. Alelade konular üzerinde konuşmasını bilmezdi. O her yerde ve her zaman üniversitede ders veriyormuş gibi ilimden, felsefeden, insandan ve edebiyattan bahsederdi. Onda Sokrat gibi zaman ve mekân tanımayan bir öğretme ihtirası vardı. O inandığı fikirleri yazıları ve konuşmaları ile etrafına yayardı. Onun yazısını okuyanlar ve onun konuşmalarını dinleyenler ondan çok etkilenirdi. Onda çekici bir kuvvet vardı. Bu idealist adam bir mürşitti. Kalplere ve beyinlere nüfuz etmesini çok iyi bilirdi. Samimiyeti düşünceleri ve fikirlerinin yayılmasında çok etkili olmuştur. Memleketin kalkınması için ortaya attığı fikirler derhal yayılırdı. Türklüğün psikolojisine, tarihine, sosyal hayatına uyan fikirleri bütün okuyanları nüfuzu altına alırdı. Ziya Gökalp'in fikirlerinin yayılmasının sebeplerinin başında onun ahlaki hayatı büyük rol oynamıştır. Türkleşmek, İslamlaşmak, Muassırlaşmak. Bu üç şey onu fikrî yapısını oluşturur. Muassırlaşmak, modernleşmek ve Batılılaşmaktır. Ancak, muassırlaşmak Avrupalılar gibi giyinip yaşam bakımından onlara benzemek değildir. Ziya Gökalp'e göre, muassırlaşmak Avrupalılar gibi ilimde ve fende ilerlemek demektir. Ziya Gökalp'e göre bunların arasında bir zıtlaşma ve birbirini engelleme yoktur. Bunların dışında biz kalkınamayız da, gelişemeyiz de. 'İslam ümmetindenim, Garp medeniyetindenim.' diyor. 1923 yılında Türkçülüğün Esasları kitabında bunu belirtiyor. 1913'te de 'Türkleşmek, İslamlaşmak, Muassırlaşmak.' diyor. Bunlar aynı şeydir."

Dr. Ferhat Tamir, Ziya Gökalp'in laiklik meselesini ele aldığını hatırlatarak, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Laiklik kelimesi Latince bir kelimedir. Onun için laiklik kelimesini kullanmıyor. Din dışı anlamına gelen 'La dinî' kelimesini kullanıyor sürekli olarak. Ona göre bazı konular din dışıdır. Devletin rejimi ve hukuk din dışı konulardır. Devlet ve hukuk, kendi idaresindeki tüm insanlara karşı la dini olmalı, yani din dışı olmalı ve öyle düşünmeli. O insan ne olursa olsun. Ama biz laikliği Cumhuriyet'in ilk yılları da dahil olmak üzere din düşmanlığı olarak algıladık. İslamiyet'in aleyhineymiş gibi algıladık, onun için de çok büyük tepkiler aldı." dedi.

 

 

 

Atatürk Paneli'ne davetlisiniz

Türk Ocakları Ankara Şubemizin 17 Kasım 2018 Cumartesi tarihinde Ebedîyete İntikalinin 80. Yılında Her Yönüyle Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk Paneli'ne davetlisiniz.

Daha Fazla İçerik...


ÇANAKKALE ZAFERİ’NİN 101. YILINDA ŞEHİTLERİMİZİ RAHMET VE MİNNETLE ANIYORUZ
Milletimiz tarih boyunca çeşitli ve sayısız badirelerden geçmiştir. Bu badirelerin her biri birbirinden ıstıraplı ve kanlı olmuştur. Ama bu ıstıraplı günler bizi birbirimize sımsıkı kenetleyen ve birbirimizi sevmeye sevk eden birer vesile olmuşlardır.  Devamı...

İSTİKLÂL MARŞI KABULU

Yayınlar

Sosyal medya